13.3.12

Rakı Sohbetleri (2)


Ne yapsın bakla? Fava olsun fava. Tazesi baharda enginara duman attırır. Marulu da koluna takar, rakı piyasasına çıkar. Taze soğan ve dereotu nedimeler. Yoğurt sağdıç.

(Ergun Sav, Rakı Sohbetleri)

Rakı Sohbetleri (1)


Beyaz peynir en kral meze. Rakı sofranı onunla beze. Beyaz peynir ecedir, ece. Yenir sabah akşam, gündüz gece.

(Ergun Sav, Rakı Sohbetleri)

Zaman Satan Dükkân (2)


Evimizde verilen iftar davetlerinde sofrayı Rum komşularımızın yaptığı karabaş ve kavak inciri reçelleri, babamın patiskasının içinde yaptığı çoban sucuğu, annemin yaptığı, kayısı, şeftali, çilek, yeşil incir vişne reçelleri süslerdi.

Zaman Satan Dükkân (1)


Sofra kuruldu, beyaz peynir, roka ve kıvırcık salataları, hem söğüş hem kâğıtta pastırma, radikya, zeytinyağlı barbunya, fava, tuzlu balık, süzme yoğurt, sahanda tereyağlı eski kaşar, şarap ve elbette Yeni Rakı…

(Ahmet Tanrıverdi, Padişah Sofrası, Zaman Satan Dükkân)

6.3.12

Lüzumsuz Adam (2)

Bakarsın yakamoz beyazdır, sanki denize kül serpilmiş gibidir: İşte torik! Hemen çevirmelisin. Bakarsın yakamoz derinden toplana açıla parlıyor: Kolyozdur. Bakarsın yanlara doğru açılıyor: Uskumrudur. Yakamoz yukarda parlarsa palamuttur. Bir de torik gibi parlayan zargana vardır. 


(Sait Faik Abasıyanık, Bizim Köy Bir Balıkçı Köyüdür, Lüzumsuz Adam)

5.3.12

Gurmenin Son Yemeği (8)

Izgara sardalye, hiçbir formaliteye gerek duymadan doğrudan sunduğu egzotik demetiyle damağımı kuşatıyordu ve ben her lokmada büyüyordum, yol yol çatlamış derisinden fışkıran deniz küllerinin dilimi her okşayışında biraz daha yükseliyordum.

(Muriel Barbery, Gurmenin Son Yemeği)

2.3.12

Gurmenin Son Yemeği (7)

Bunlar lokmaydı; o yusyuvarlak hamur topları kızgın yağın içine atılıp, içi yumuşak ve pamuksu kalırken dışında kıtır kıtır bir kabuk oluşur oluşmaz yağdan çıkarılıp şerbetin içine atıldıktan sonra, yanında bir çatal ve bir bardak su ile sıcak sıcak servis edilen bir tatlıydı.

(Muriel Barbery, Gurmenin Son Yemeği)

Gurmenin Son Yemeği (6)

O ana dek baharata, sosa, ete, kremaya, tuza doymuş dilinin biraz kaba saba, birazcık pütürlü, dondurma ve meyveden oluşan upuzun bir çığla temasında aniden serinleyip ferahlayan bir adam neler hisseder...
(Muriel Barbery, Gurmenin Son Yemeği)

1.3.12

Kadın Suretleri (2)

Tuhaf şey! O da bütün kadınlar gibi bir kadındı, cam siliyor, telefonda kırk saat arkadaşı Valia ile dedikodu yapıyor, üzerine domuz jambonu örtülmüş yanında patates salatasıyla soğan rendesiyle mükemmel ciğer ızgarası pişiriyor. 

(Engin Ardıç, İ Aghapi Mou, Kadın Suretleri)

Kadın Suretleri (1)

Rakı ve sarı leblebi tüketiyorduk. Güvercinler leblebi tabaklarına saldırıp rakı kadehlerine kırıyor döküyor, yanında katık ettiğimiz üzeri bol kekikli, zeytinyağlı beyaz peynirin de, garson Ömer'in "Sultan Hamit Kanapesi" adı altında getirip durduğu üzeri bolca kaşar peynirli, kırmızı biberli, sıcacık mezelerin de hatırını soruyorlardı.


(Engin Ardıç, Su Perisi Hastalığı, Kadın Suretleri)

Gurmenin Son Yemeği (5)

Ceviz büyüklüğündeki Saint Jacques deniztarağının lokumuna gelince; o denli hafif ve uçuk kaçıktır ki masaya servis edildiği andan itibaren sıvışıp kaçmak ister, ama bir süre sonra diliniz ve yanaklarınız onun hafif okşamalarını hâlâ anımsıyor olacaktır. Ve nihayet diğerlerine oranla kaba sabalık konusunda haksız bir şöhrete sahip pisi balığı; bu limonla yıkanmış, hoş lezzet ve özel hazırlanışıyla birlikte dişlerinizin arasında o talihsiz şöhretini insanı keyiften şaşkına döndürerek yalanlayacaktır.   

(Muriel Barbery, Gurmenin Son Yemeği)

Gurmenin Son Yemeği (4)

Izgara balığın etinde, en sefil ve gariban uskumrudan, en ince ve zarif somona kadar insanlık tarihinin gözden kaçırdığı bir şey vardır. İnsanoğlu, balığı pişirmeyi öğrenerek ateşin de işbirliği ile bu maddede ayın anda safiyetin ve vahşiliğin esaslarını keşfetmiş ve ilk defa insan olduğunu bu sayede hissetmiştir.

(Muriel Barbery, Gurmenin Son Yemeği)

Gurmenin Son Yemeği (3)

Ey şeytani viski; itiraf ediyorum ki seni daha ilk yudumda sevdim ve ikinci yudumda sana ihanet ettim -ama şunu da söylemeliyim ki, mesleğimin bana dayattığı tatlar silsilesi içinde ağzımı bu denli mutlu eden bir başka nükleer yayılma tanımadım.

(Muriel Barbery, Gurmenin Son Yemeği)

Gurmenin Son Yemeği (2)

Ve pide şeklinde ekmek, tensel birlikteliklerle yakılmış çakmak çakmak serenatlar. Hissediyorum., ateş gibi yandığımı hissediyorum. Aradığımda bundan bir şeyler var... Ekmek... Ekmek... Tanrım, başka ne var? İnsanları yeryüzünde yaşatan ekmekten başka ne var?


(Muriel Barbery, Gurmenin Son Yemeği)

Gurmenin Son Yemeği (1)

Çekilmiş etten yapılan, kıvamına saygı duyularak kızartılan, ateşle buluşmasının ardından hiçbir kuruluk izi taşımayan köfteler profesyonel ve etobur ağzımı sıcak, baharatlı, sulu ve yoğun bir çiğneme keyfi ile doyuruyordu. 


(Muriel Barbery, Gurmenin Son Yemeği)

12.11.11

Kediler

Canınız lokum istediyse yapacağınız tek iş Milli Kütüphane Caddesi'nin sol köşesindeki Şekerci Ali Galib'in dükkanından içeri dalmaktır. Dikkat, Ali Galib'in, üstüne metal renginde yusyuvarlak bir şeker oturtulmuş badem kurabiyeleriyle ünlüdür. Bütün Ege oraya bademli kurabiyelerle badem şekeri almaya koşar. 


(Salah Birsel, Eskiden İzmir'de, Kediler)

18.9.11

Semaver

Mutfağında kızarmış ördek, suyuna bulgur ve irmik helvası hazırlanmış köy evine niçin gittiğimizi o gün bilmiyordum.

(Sait Faik Abasıyanık, Babamın İkinci Evi, Semaver)

Havuz Başı


Sarı, bakkal kâğıdında yatan bu sarışın şey nedir? Kaşar peyniri midir, kat kat baklava, telkadayıf mıdır? Yoksa şehvetle uzanmış bir kadın mıdır? İşte koparmaya kıyamadığımız yumuşak, taze iki simit. İşte Acem Hasan Efendi’nin ince belli, kırmızı benekli çay fincanı.

17.9.11

Körduman

Paça iyidir efendi. Paçada kuvvet var. Macun! Kış vakti durmadan paça yiyeceksin. Ben kellenin bir dilini, bir de beynini yerim. Karıya şu kadar vermem.

(Kemal Tahir, Körduman)

15.9.11

Kardeşimin Gölgesinde (4)

Bitişik yatağın etrafına kalabalık bir İspanyol ailesi toplanmıştı. Gülüşüp konuşuyorlardı. Ziyaretçiler, jambon ve zeytin yiyor, beyaz ekmekten parçalar koparıp arasına jambon koyuyor, bana da ikram ediyorlardı.

(Uwe Timm, Kardeşimin Gölgesinde)

Kardeşimin Gölgesinde (3)

Orada, büyük bir raptiyeleme plakasının üstünde, sofra kurulmuştu, füme domuz pirzolası ve patates salatalı sosis.

(Uwe Timm, Kardeşimin Gölgesinde)

Kardeşimin Gölgesinde (2)

En sevdiği yemek, sahanda yumurtalı ve ıspanaklı patates püresiydi. Anne yumurtanın henüz sıvı olan sarısına tereyağ damlatırdı. Ağabey Brüksel lahanası da severdi ve çocukken yüksel lahanası derdi. Hastalandığında, şekerli ve tarçınlı sütlaç isterdi.

(Uwe Timm, Kardeşimin Gölgesinde)

Lüzumsuz Adam (1)

Bizim mahallede bir işkembeci vardır. Temiz adam, çorbası da iyidir. Dükkânı ötedeki pis işkembeci dükkânlarına benzemez. Kâseleri antika, işkembesi de kar gibi beyazdır.
"Terbiyeli mi olsun, Mansur bey?" der.  "Terbiyeli olsun, Bayram" derim. İsmi ister Bayram, ister Muharrem olsun, her işkembeci benim için Bayram'dır.
- Sirke, sarımsak koyayım mı, Mansur bey?
- Koyma bugün. Evvelsi gün biraz dokandı; gaz yaptı. Bir limon alsın çocuk, sıkıver.
- Sizin geçen günkü limonun yarısı duruyor.
- Yok be?
Bayağı sevinirim limonumun yarısının durduğuna. Bayram da bayağı çocuk gibi limonu sakladığına, beni sevindirdiğine sevinir.
- Hepsini sıkayım mı yarım limonun, Mansur bey?
- Sık, sık, Bayram! Ekşi olsun şöyle.
Ekşi ekşi çorbayı içer, odama çıkarım.



Kardeşimin Gölgesinde (1)

Otların içine oturduk ve şoför, Kiev'deki bir pazardan aldığımız havyar kutularını çıkardı. Konserve açacağını unutmuştu, böylece kutuları çakıyla kurcaladı, yırtılan kapağı dikkatle yana doğru açtı. Havyarı beyaz plastik kaşıklarla yedik ve su bardaklarından votka içtik. Elinde sepetiyle bir kadın gelip bize katı yumurta ve salamura tuzlu domates ikram etti. Biz de ona havyar ikram ettik, ama o özellikle votka içmek istedi.


(Uwe Timm, Kardeşimin Gölgesinde)